Başak Nur GÖKÇAM
Sürdürülebilirlik çalışmaları, dünya genelinde çeşitli projeler ve yatırımlarla şekilleniyor. Küresel ölçekte en gelişmiş ilk 10 ekonomi arasında yer alan İngiltere’nin bu alandaki katkıları büyük bir önem taşıyor. Dünyanın ilk sanayileşmiş ülkesi olarak bilinen İngiltere, kimya, ilaç, silah, havacılık ve uzay gibi alanlarda sahip olduğu güçle ön plana çıkıyor. Peki, sanayisi bu denli gelişmiş bir ülkenin sürdürülebilirlik alanında yaptığı çalışmalar neler? Eğitimini İngiltere’de İşletme ve Sürdürülebilirlik Yönetimi üzerine alan İşbaşaran Holding Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Kaan İşbaşaran ile İngiltere’nin gayrimenkulde sürdürülebilirliğe bakış açısını detaylı bir şekilde konuştuk.
2010 yılından bu yana başta Londra olmak üzere İngiltere’nin 6 farklı bölgesinde inşaat projeleri geliştiren İngiltere merkezli İşbaşaran Holding’in yeşil yatırımlarına da değinen Uğur Kaan İşbaşaran, bu süreçte İngiltere’nin gayrimenkulde sürdürülebilirliği temel alan politikalarını da aktardı.
2030’da 3 Milyar İnsan Barınma Sorunu Yaşayacak
İşbaşaran Holding olarak sürdürülebilirliğe farklı bir perspektiften yaklaştıklarını belirten Uğur Kaan İşbaşaran, “Sektörde herkes sürdürülebilirlik konusunu spesifik bir bakış açısıyla ele alıyor. Biz ise insan odaklı bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyoruz. Bu nedenle amacımız sadece malzeme veya veriler üzerinden ilerlemek değil. Çünkü verilere baktığımızda dünya genelinde 1.6 milyar insanın barınma sorunu yaşadığını ve bunun 2030 yılı itibarıyla 3 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Bununla birlikte, inşaat büyüklüğü ve gayrimenkulün toplam değeri de mevcut. Çıkarımlar, dünya genelinde her yıl New York büyüklüğünde inşaat yapıldığını ve gayrimenkul sektörünün büyüklüğünün 380 trilyon dolar olduğunu gösteriyor. Bu değer artarak devam edecek. Yani inşaat ve sektör değeri artarken, barınma sorunu da büyüyor. Burada sürdürülebilir bir denge kurmanın oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Ayrıca barınma sorunu devam ederken, hangi malzemelerin kullanıldığının ve inşaatın nasıl yapıldığının sürekli dile getirilmesinin çözüm odaklı değil, inşaatçı odaklı olduğunu düşünüyorum” dedi.
Gayrimenkul sektöründeki mevcut yaklaşımın insan odaklı olmaktan saparak satış rakamlarının yüksek olmasına neden olduğunu vurgulayan İşbaşaran, “Sürdürülebilir malzemeler ve yeşil finansman kaynakları kullanılıyor, ancak bunlar şirketler için iyi olsa da gerçekten ‘sürdürülebilir’ değil. Ben inşaatın değil, insan hayatının sürdürülebilir tutulması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Bu noktada, hem yeni bir çevre hem de sürdürülebilirlik odaklı bir marka yaratmak hem de uygulamaya bunu koyabilmek için ‘Hortus Living’ markamızı geliştirdik. Bu markamızla uygulamaya geçmek için Londra’ya 50 dakika mesafede, 20 dönüm alan üzerinde 38 konutluk ‘pasif house’ teknikleriyle inşa edilecek bir sitenin imar izinleri için çalışmalarımızın sonuna geldik. İzinlerin alınmasının ardından inşaata başlamayı hedefliyoruz. Burada bizim için önemli olan, yarattığımız markayı yaygınlaştırarak, farklı bölgelerde çeşitli konseptlerde çevre ve sürdürülebilirlik odaklı projeler geliştirmektir” şeklinde konuştu.
Güneş Enerjisi Desteği
‘Hortus Living’ projesinde evin ısısının kendi içinde korunduğunu ve bunun enerji verimliliğine dönüştürüldüğünü belirten İşbaşaran, “Aynı zamanda güneş enerjisiyle bu süreci destekleyerek, yüzde 90 enerji verimliliği sağlayacağız. Böylece hem enerji faturalarını düşürmüş olacağız hem de kullandığımız malzemelerle karbon salınımını azaltacağız. Ayrıca hava kaynaklı ısı pompaları kullanarak gaz tüketimini sıfıra indirecek ve fazla depolanan enerjiyi satışa sunacağız. Bunun yanı sıra ‘allotment living’ adı verilen bahçelerde, insanların kendi üretimlerini yapabilecekleri alanlar oluşturacağız. Barınma sorunu açısından değerlendirdiğimizde, devlet düzenlemeleri doğrultusunda yüzde 30 ila 40 oranında sosyal konut imkanı sunmuş olacağız” dedi.
“Temeli Atmadan Kertenkeleyi 1 Yıl İzliyoruz”
İngiltere’deki çevre yasaları ve düzenlemelerinin de önemine dikkat çeken İşbaşaran, “Türkiye ve İngiltere arasında karşılaştırma yapacak olursak; İngiltere’deki ‘pasif house’ zorunluluğu, ısı pompalarının yeni inşaatlardaki zorunluluğu ve biyoçeşitlilik net kazanım yasası gibi düzenlemeler sektörü şekillendiriyor. Örneğin, biyoçeşitlilik net kazanım yasasına göre inşaatçı olarak neden olduğunuz kaybı en az yüzde 10 oranında artıya çevirmek zorundasınız. Biz bir inşaatın temelini atmadan önce, oradaki ekosisteme zarar vermemek adına kertenkeleyi bir yıl boyunca takip ediyoruz. Bu, çoğu ülkede uygulanan bir yöntem değil; Türkiye’de de yok. Neden olmasın? Biz yaptığımız bahçelerle ve kullandığımız yeşil teraslarla, yasadaki sınırın üzerinde yüzde 14’ü bulmayı başardık. Üstelik bu yasada devlet, ‘kendi inşaatınızda yapamıyorsanız, dışarıda yapın’ hakkını tanıyor. Türkiye’de de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın buna yönelik bir düzenleme getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde çevreyi korumamız mümkün olmayacak” önerisinde bulundu.
İngiltere’de Yazılı Olmayan Kurallar Sizi İleri Taşıyor
Dünyada yeşil fonların giderek arttığını ve bu fonların yatırım yapacak alanlar aradığını belirten İşbaşaran, “İngiltere, yazılı olmayan kurallarla sizi belirli bir noktaya getiriyor ve siz çevreci yapılar inşa ettikten sonra bunu onaylattığınızda, yeşil finansmana düşük faizle erişim sağlıyorsunuz. Türkiye olarak neden bu güvenceyi sağlayıp, mevzuatları destekleyip bu fonları kendimize çekmeyelim? Bu şekilde hem maddi kaynak sağlanır hem de kazan-kazan durumu oluşur. Türkiye, birçok alanda statükoya bağlı kalıyor. Bizim de dinamik bir hale gelmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de İnşaatçılara Dönüşüm Teşviği Gerek
Türkiye’de dönüşümün başarılı olabilmesi için inşaatçıların teşvik edilmesi gerektiğini söyleyen İşbaşaran, “İngiltere’de önümüzdeki beş yıl içinde sadece eski evlerin enerji verimliliğinin artırılması için 6.6 milyar pound harcanacak. Ayrıca yenilenebilir enerji alanında da ciddi atılımlar gerçekleştiriliyor. Güneşi neredeyse olmayan bir ülkede güneş enerjisi kullanılıyor. Çünkü İngiltere soğuk bir ülke ve enerji verimliliği oldukça kritik. Güneşi yeterince kullanamazsanız, evde enerji verimliliği düşer ve bu da daha fazla enerji harcaması demektir. Türkiye’nin ise sahip olduğu büyük avantajlar var. Çözüm ve geliştirmeye ihtiyaç var” şeklinde sözlerini tamamladı.